7 Haziran 2012 Perşembe

İNSANLARI YÖNLENDİRME(ikna) SANATI

İşimiz, cinsiyetimiz, yaşımız kaç olursa olsun eşimizi, çocuğumuzu, annemizi, babamızı, akrabalarımızı, arkadaşlarımız yönlendirmek durumunda kalırız.Başarılı insanların en büyük başarıları ikna özelliklerinde gizlidir. Ancak iknanında kendi içinde kuralları vardır.  Bunaldan bazılarını kendi deneyimlerim kapsamında sizlerle paylaşmak istedim;
İkna'nın sanat tarafı bilgi tarafından daha ağır basar Karşınızdaki kişinin yaşına,kabiliyetine ve yetiştirilme tarzına göre bir anlatım tarzı oluşturun.
Samimiyet herşeyin başıdır. Samimi ve iyi niyetle başlamadığınız bir işe hiç girişmeyin
İkna edeceğiniz konuya önce kendiniz inanmalısınız. İnanmayan inandıramaz. Uzman olmadığınız bir konuda yönlendirmeye çalışmayın
Herşeye rağmen son kararı muhataba  bırakın
Muhatabın güvenini kazanın. Güven yoksa ikna da yoktur.
Önce muhatabı dinleyin
Muhataba bir danışman gibi yardımcı olun
Muhatabı yargılamayın
Muhatabı eleştirmeyin.
Eleştirecekseniz de yapıcı eleştirin, eleştiri esnasında iyi taraflarndanda bahsedin Konuyu dağıtmayın, Muhatabında  konuyu dağıtmasına müsade etmeyin.
Yaşanmış olaylardan örnekler gösterin
Güvenilir kaynakların istatistiklerinden örnekler verin
Kişiye ismiyle hitap edin
Muhatabınızla mesafe 1-3 mt aralığında olmalıdır. Muhatabınızın beden dilinde söylediklerini öncelikle anlamalı ve merkezini size doğru yöneltmelisiniz. Yönlendirmeyi sürece engel olmayan bir ortamda yapılmalıdır.
Kişiye bu yönlendirmenin sonucunda onu ne beklediğini net açıklayın
Yönlendirmede ki diğer alternatiflerden de örnekler vererek savunduğunuz konunun neden güçlü olduğunu anlatın Eğer muhatabonızın ikna olduğunu anladıysanız konuyu daha fazla uzatmayın. İknanın 41 çeşidi olduğunu da unutmayın. İknada yüzde yüz başarı hiçbir zaman yoktur. Uzmanlığın sökmediği tek yer aile içidir bu nedenle de eş ve çocukların iknasını başkalarına yaptırmak daha olumlu sonuç verir.

6 Haziran 2012 Çarşamba

KENDİ İŞİMİ KURSAM MI ACABA?

Ne iş yapsam acaba sorusu herkese göre değişen bir cevabı olan sorudur. Eğer sizi yakından tanımış olsaydım belki bu konuda birşeyler söyleyebilirdim. Ama eğer kendi işinizi kursam mı acaba? diye düşünüyorsanız otuz yıldır kendi işlerini kurmuş ve yönetmiş biri olarak,  şu soruları kendinize sormadan ve kendi kendinize EVET demeden başlamayın derim.

Sizin için işinizde hür olmak, maaşı garanti olan bir işten daha mı önemli? diye düşünün.
Öncelikle bu işten ne kazanırım? diye sormayın. Ne kaybederim? diye sorun
Kaybederseniz bu rakam sizin ve ailenizin kaldırabileceği bir tutarda mıdır?
İş yapacağınız bölgeyi ve bölge insanını iyi tanıyormusunuz?
İşin detaylarını biliyormusunuz?
Daha önce denenmiş ve başarılı olmuş bir iş mi? Önünüzde bir model var mı?
Eğer yeni bir işkoluna giriyorsanız o işi daha önce deneyenlerle müşavere yaptınız mı?
Strese dayanıklımıyım?
Birlikte çalışacağım insanları iyi tanıyormuyum?
Rakipsiz bir iş ve krizsiz bir ortam olmayacağını peşinen kabul ediyormusunuz?
Kar ve zararı eşit olgunlukta karşılama yeteneğine sahipmisiniz?
Sıkı bir müzakerecimisiniz?
Alacaklarını ve borçlarını sıkı sıkıya takip edebilecekmisiniz?
Başarılı bir işin Türkiye ortalamasının yirmibeş yıl olduğunu biliyormusunuz? Bu sabır ve azime sahipmisiniz?
Her iş her yerde yapılmaz. İşin yeri işin türüne uygun mu?
Hiç iş yapamasanız  da altı ay idare edebilirmisiniz?
Her iş aslında pazarlama işidir. Satış-pazarlama gücünüze inanıyormusunuz?
İşe başlarken yardım göreceğiniz iyi bir muhasebeci, hukukçu ve yardımcınız var mı?
Bazı önemli kararları verirken danışacağınız, kafası ticarete yatkın deneyimli dostlarınız var mı?
Olaylar karşısında gerektiğinde esnek davranabiliyormusunuz?
Herkesten çok çalışmaya ve yorulmaya hazırmısınız?
İşinizle ilgili gelişmeleri araştırmaya ve öğrenmeye açık mısınız?
Ayağınızı yorganına göre uzatanlardanmısını?
Bu işin olmaması durumunda hazırladığınız bir B planınız var mı?

Eğer bu sorulara cevabınız evet ise lafı çok uzatmayalım, yolunuz açık olsun. Bundan sonrası "Göç yolda dizilir" "Başlamak bitirmenin yarısıdır."  Hayırlı olsun.
                                                                                 Hasan Aybars Arslan





5 Haziran 2012 Salı

HAYAT KIRKINDA BAŞLAR

Bir gün rahmetli babam elinde bir kitapla geldi "Sende kırk yaşına girdin şimdi bu kitabı okumanın zamanıdır" diyerek Walter B. Pitkin isimli bir yazarın "Hayat Kırkında Başlar" isimli bir kitabını verdi.  Kırkına gelmiş olanlara faydalı olacağına inandığım,  Altını çizdiğim bazı bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.
       Her insan dünyaya otuz milyonluk bir sermayeye sahip olarak doğar. Bu sermaye dünyada yaşayacağı saatlerin toplamıdır. Bu zamanı değerlendirmek ya da çöpe atmak bizlerin bileceği birşeydir.
      Kırkından evvel gayet mükemmel talebe olabiliriz fakat alim olamayız. Bilgili olabiliriz fakat bilgiç sayılmayız. Geniş malumatlı olabiliriz fakat tecrübeli sayılmayız. Çünkü ilmin, aklın ve tecrübenin en büyük mürebbisi(eğitimcisi) ancak zamandır.
       Ahmaklar Genç ölürler. Yüksek kafalı insanlar belkide parace zengin olmazlar. Fakat fazla yaşarlar, yaşayışlarından azami verimi alırlar ve buna mukabil asgari emeği sarfederler. Ahmaklar kazalarda, salgın hastalıklara, harplerde tehlikenin pençesine herkesten evvel düşerler. Bunlara tehlike haber verildiğinde ve kendilerini korumaları söylendiği zaman öğüt verenlere karşı sırıtırlar, hiçbir tedbir almazlar. ya da vakit geçtikten sonra tedbir alırlar.
       
       Kırkından sonra en mükemmel başaracağınız iş, kırkından evvel başardığınız işten belkide bir adım aşağıda olacaktır.
       Kırkında hayata başlamak istiyorsanız evvela iki mühim şahsi meseleyi halletmeniz gerekmektedir. Önce sarfedeceğiniz enerjiden fazlasını isthlak etmiyecek bir iş ve eğlence bulacaksınız. Sonra kafanızı, gözünüzü ve ellerinizi, başaracağınız iş veya eğlence ile oyunu, kolaylıkla, dikkatle ve mükemmel bir surette yapmak üzere alıştıracaksınız.
       
       Kırkından sonra yaşanacak hayat basitleştirilmiş hayattır.
       Kırkına varmadan önce düşünmeyi, yazmayı, konuşmayı, elleri ve aletleriyle birşeyler yapmayı, ve insanları idare etmeyi öğrenen adam hakikaten bahtiyardır.
       İlerlemek ve inkişaf(gelişmek) etmek için küçük birtakım arzuları büyük arzular lehinde feda etmek gerekir. Hayatı basitleştirmenin manasıda kuvvetlerimizi, birkaç sağlam ve sürekli arzu üzerinde toplamaktır.
       Hiçbir arzu, tatmin edilmedikçe kamilen ölmez. Kırkında yaşamaya başlayan insan ne yapmak istediğini bilir. Bunu çok iyi bilmiyorsa yaşamaya başlayamaz. Ne istediğini bilmeyen insanın yapacağı iş evvela onu kararlaştırmasıdır.
      Hayatımız teferruat içinde kaybolup gidiyor. Buna karşı işlerinizbir, iki, üç olsun. Yüz veya bin olmasın Bir milyon yerine üç beş deyin ve hesaplarınızı parmaklarınızla görün.
      Bir insan söyleyeceği şeyi söylemeyi öğrenmedikçe, söyleyeceği birşey yoksa susmadıkça yaşamayıda öğrenmemiş olur.
      Kırkından sonra yaşamak ve yetmişine kadar yaşamak istiyorsanız on yaşında iken hayatınızı hazırlamaya başlamalısınız.
      Dünyada başarılan büyük işlerin onda dokuzu ancak yaşlı adamlar tarafından başarılmıştır. Leonorda Vinci Mono lizayı 45 yaşında,  Beethoven en iyi eserlerini 45-57 yaşları arasında, Michelangola ise 59-89 yaşları arasında gerçekleştirmişti.
      Genç adamlar iş hayatlarında birkaç işi birden başarmayı öğrenmelidirler.
      "Vakit nakittir" sözü yalandır. Vakit hiçbir zaman nakit seviyesine düşürülemez. Vakit daha büyük bir şeydir. Vakit hayattır.
       İnsan işini o şekilde tanzim etmeli ki arada onu birkaçgün bırakmalıdır. Bu hareket berrak düşünüşü ve sağlam iradeyi besler.
       Kırkından sonra zevk için, eğlence için denemeler yapmak, çalışmak insana hakikaten fevkalade geniş ufuklar açıyo ve hayatı adamakıllı zenginleştiriyor.
      Ekmek ve katık temin edecek iş bulmak mesele değildir. Mesele fikri inkişafına yarayacak bir iş bulmaktır.
      İnsan kırkından sonra daha geniş, daha heyecan verici, daha değerli bilgiye sahip olmak için çalışmalıdır.
      İnsanın en tesirli verimliliği otuzbeşinde başlar ve ellibeşine kadar devam eder. Kırkbeşden ellibeşine kadar muhakeme, istikrar, sadakat ve başka her fazilet bakımından en yüksek dereceye varır. Onun eksikliği çeviklik ve adale kuvvetidir.
       Aile kırkında yükten kurtulmalıdır.
       Bugün dünyanın henüz anlamadığı bir hakikat yaşamanın herişe vakıf olmak sanatı olduğudur. Mesela daima çalışmak ve hiçbir zaman eğlenmemek insanı durgunlaştırır. Çünkü insan herişi yapmak üzere yaradılmıştır. Aynı şekilde daima oynamak eğlenmekde insana aynı durgunluğu aynı sebeplerden dolayı verir.
      Bir tek çeşit işde insanın mükemmel bir işçi olmasına mani olur.
     Bir şeye ait herşeyi öğrenin ve herşeye dair birşeyler bilin.
       Yetmiş yaşında bir genç olmak, kırk yaşında bir ihtiyar olmaktan daha çok neşe ve ümit vericidir.
       Hayat üç kısma ayrılır; Birinci yirmi yılı tahsil hayatıdır. İkinci yirmi yılı tecrübe devresidir. Üçüncü yirmiyıl ise birinci ve ikinci devrelerin birbirine bağlanıp başarıcı bir hızla yol aldığı devirdir.